16.1.10

eğlencesiz yazı.





üniversite eğitimimin 4.yılındayım. uzatmazsam 1,5 senem daha var mezun olmak için. peki ben nerdeyim? 4 yılın sonunda yine başladığım yerdeyim. yine ailemin yanında okumaktan mutsuzum. nankörlük etmiyorum, hayır. yıllarca kafamda hayalini kurduğum üniversite hayatının hayal kırıklığını yaşıyorum sadece. çokta yüksekten uçmamıştım halbuki. kurduklarım senin, onun, diğerinin yaşadıklarından çokta farklı değildi. tek başına yaşamayı öğrenerek, düşe kalka ayakta dumaktı tek istediğim. her attığım adımı bildirmek zorunda olmadığım, eve geç geldiğimde nerdeydin, kimler vardı, naptınız sorularını duymadığım... saat 22'ye yaklaştığında içim içimi yememeliydi mesela. istediğim zaman hiçbirşey demeden evden çıkıp istediğim zaman dönmeliydim, evi istediğim gibi dağıtabilmeli, lavobada biriktirdiğim bulaşıklar benden başka kimse için sorun yaratmamalı, istiyorsam evde don-sütyen gezebilmeliydim. böyle basit şeylerdi aslında. peki ne oldu? herşey ertelendi. bu sefer hayaller iş hayatına ertelendi. ama tek farkla. ben artık bunların gerçekleşebileceğine dair inancımı gittikçe kaybediyorum.
bilmiyorum canım sıkılıyor işte fazlaca.
sanırım hergün daha çok sevdiğim sevgilimin de konuyla alakası var. istediğim daha çok vakit geçirmek. sadece bu.
hayır anne-babama da kabahat bulmuyorum. belki bende aynı şeyleri yapardım. kızım için endişelenirdim falan. ama işte ters olan birşeyler var, olmaması gereken birşeyler.
aslında sorunun esas kaynağı belki de aileme olan ekonomik bağımlılığım. ve evet ben eğer bugün küçük, tek kişilik bir evin tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar para kazanıyor olsaydım evden ayrılmak için bir dakika bile düşünmezdim. ama okul harcımı hala babamın verdiği bir dünyada çok fazla talepte bulunmaya da hakkım yok sanırım. yine de ters olan birşeyler var.
çok sıkıldım artık.
bir an kendimi kontrol edemeyip söyleyebileceğim şeylerden korkuyorum.
1,5 yıl gözümde nasıl büyüyor anlatamam. uzatma ihtimalimi düşünmek bile istemiyorum.
istediğim bu değildi. hem de hiç.
22 yaşıma birkaç ay kalmışken ergenlikten uzaklaştığımı düşünüyorum. peki nedir bu bendeki anne-babayla çekişme durumu. bazen katlanamama derecesine gelen bıkkınlık? belkide yaşın ilerlemesiyle ilgilidir. kişiliğin artık oturmaya başlamasıdır. bilmiyorum. psikolojiyle alakam yok pek. ama yazın bahar'la bu yüzden tartışmamış mıydım ben? onun hala 10 yaşındaymışız gibi davranmasına değil miydi tavrım? o zaman bu durumu pekala annemle de yaşıyor olabilirim. hatta sen bile yaşıyor olabilirsin. ama senin avantajın anneni özleyecek kadar zamanın var. bense özlemiyorum. ama onları özlemeye ihtiyacım var.
şubat gelmeli ve bir kaçış planı bulmalıyım.

*fotoğraf: raychel sonveeco

7 yorum:

Can dedi ki...

ufak bi hava değişimi seni rahatlatır yahu..

küçükmübaşir dedi ki...

evet ama o değişimi yaratmak bile başlı başına stres kaynağı malesef...

TeChNoCaN dedi ki...

final sıkıntısı yüzünden sonraki blog'a yüzlerce kez basarken bir ara bu blogu farkettim ve göz gezdirirken bu yazını gördüm; aynı dertten ben de muzdaribim hemen hemen çok güzel değinmişsin herşeye... Yazmak istesem böyle güzel yazamazdım ben, bu berbat duyguları tekrar farkettirdiğin için teşekkürler :P

küçükmübaşir dedi ki...

final sıkıntısı aslında bana tüm bunları yazdıran. uzun zamandır yazamıyordum, yazdım rahatladım.
o berbat duyguları tekrar farkettirdiğim için üzgünüm ama en azından yalnız değilsin :)

serralath dedi ki...

Bu aynı düşüncelerden kaçamiyorum bende, universiteye başladığımdan beri kendim için deyil, aylem için yaşamış gibi bir his var içimde - bir kocaman baskı altındaydım. Gelecek hafta 24 yaşına basıyorum, bu bölümde daha üç yıl var önümde - sonsuz bir zaman. Geçen hafta nihayet son kararımı verdim - ayleme karşı bölüm değiştireceğim, baştan başlayacağım. Senden yaşlıyım, demek istediğim: Hiç kendini birşeyler kaçırmış hisetme - ne kadar gençsin, daha neler var önümüzde.

Kötü türkcemi lütfen affet, almanyada pek türkce yazacak yerler yok.

Dortmund'dan selamlar!
Caner.

küçükmübaşir dedi ki...

evet aslında hiçbirşey için geç değil, şimdiye kadar yaşadıklarım konusunda da hiçbir pişmanlığım yok aslında ama işte yaşayamadıklarım için üzülüyorum bazen. seni de tebrik ediyorum kararından dolayı istediğini gerçekleştiriyorsun ne mutlu sana :)
türkçen de hiç sorun değil sonuçta derdimizi anlatıp birbirimizi anlayabiliyoruz :)

hayalcinin günlüğü dedi ki...

Bu yazının her kelimesine noktasında virgülüne kadar katılıyorum sana.Kendime hissettirmemeye çalışsam arada benim de içimi dökesim geliyo bu konuda.Benimde hayallerim bambaşkaydı.Nolurdu kapısını istediğim zaman açıp ,canım sıkıldığımda kapıycağım,aklıma estikçe dağıtcağım,ev arkadaşlarıma sinirlendikçe odama çekilecek minnacık kendime ait bi dünyam olsaydı.En azından üniversite için.Ama olmadı.Olmıycak.Anne-babayla kavga gürültü gittikçe artıcak bitmiycek bu okul böyle.Anlamıycaklar büyüdüğümüzü hiçbi zaman..
Ay noluyo bana yahu.Normalde hiç böyle karamsarlaşmam ama bu konu yaramı deşti işte :)
Bi kaçış yolu bulursan bana söyle lütfen.
Sevgiler.