"hayatımızdan koskoca bir yıl gitmiş. birimiz babamımızı kaybedeli, hayatlarımız altüst olalı tam bir yıl. ne kadar kötü günlerdi. aksi gibi herşey üstüsteydi bir de. kim için ne için üzüleceğimi şaşırmış durumdaydım. dersler desen iyice boka sarmıştı, en yakın arkadaşım bir anda arkasını dönmüş, düşmanlaşmıştı. herkesten uzak olmaya ihtiyacım vardı. herkesten ve herşeyden. yazın anca anca toparlayabilmiştim kendimi. sonra bugün? koskoca bir yıl. hepimiz için kötü ve zor bir yıl."
19.1.10
17.1.10
yuh çüş oha!
kitabı alalı bir haftayı geçiyor sanırım. ama hem okuduğum başka bir kitap olduğundan hem de finallerden dolayı sıra gelmemişti. az önce kitabı elime aldım ve arka kapağı okudum. sonra kocaman bir sırıtış yerleşti yüzüme. yok artık dedim.
Bir ömür alemle yaşamak... Düşüncesi bile korkunç geliyordu. Her gün bu evde bi ızdırap gibiyken, bir ömür geçirmek, yavaş yavaş onlara benzemek. Ben akşam "televizyon karşısında koltukta uyuyacak insan değilim" diyordum kendi kendime. Kimse inanmazsa inanmasın ben şehir dışındaki bi üniversiteyi kazanacak, bu evden de bu mahalleden de bu şehirden de kurtulacaktım. Her gece yatarken hayaller kuruyordum. İlk yıl yurtta kalırdım, sonra bi eve çıkardım. Arkadaşlarım gelirdi eve. Çıkıp sabaha kadar sokaklarda gezerdik... Daha öncede söylediğim gibi o yıllarda aklım az çalıştığı için sadece bu iki şeyi hayal edebildim eve çıkınca; "arkadaşlarım gelir, gece sokakta gezeriz".
Ama bu kadarını hayal edebilmek bile güzeldi be. Bu düşünceler içerisinde benden beklenmeyecek üstün bir çalışma disipliniyle kendimi derslere verdim. Sürekli test çözüyor, bu büyük maratonda diğer öğrencilerle aramdaki farkı kapatmaya çalışıyordum. Onlar bir çaışıyorsa ben iki çalışmak zorundaydım. Buradan kurtulmak için çalışıyordum. Annem babam gibi kanepede televizyon karşısında uyumamak için, onlara benzememek için çalışıyordum. Artık nasıl gaza geldiysem öyle hazırlanmışım sınava ki bütün şehirdışı tercihlerimi geçip çok az sayıda yazdığım İstanbul içi tercihlerimden birini kazandım. Hem de eve çok yakın bir üniversiteyi...
Üniversiteyi kazandığım gün yıkılmıştım.
Umut Sarıkaya-Benim de söyleyeceklerim var! (iki)(arka kapak)
ya işte sevgili blog anladın sen demek istediğimi.
ben bu adamı çok seviyorum ayrıca bak yine aklıma geldi, gülümsedim.
16.1.10
eğlencesiz yazı.
üniversite eğitimimin 4.yılındayım. uzatmazsam 1,5 senem daha var mezun olmak için. peki ben nerdeyim? 4 yılın sonunda yine başladığım yerdeyim. yine ailemin yanında okumaktan mutsuzum. nankörlük etmiyorum, hayır. yıllarca kafamda hayalini kurduğum üniversite hayatının hayal kırıklığını yaşıyorum sadece. çokta yüksekten uçmamıştım halbuki. kurduklarım senin, onun, diğerinin yaşadıklarından çokta farklı değildi. tek başına yaşamayı öğrenerek, düşe kalka ayakta dumaktı tek istediğim. her attığım adımı bildirmek zorunda olmadığım, eve geç geldiğimde nerdeydin, kimler vardı, naptınız sorularını duymadığım... saat 22'ye yaklaştığında içim içimi yememeliydi mesela. istediğim zaman hiçbirşey demeden evden çıkıp istediğim zaman dönmeliydim, evi istediğim gibi dağıtabilmeli, lavobada biriktirdiğim bulaşıklar benden başka kimse için sorun yaratmamalı, istiyorsam evde don-sütyen gezebilmeliydim. böyle basit şeylerdi aslında. peki ne oldu? herşey ertelendi. bu sefer hayaller iş hayatına ertelendi. ama tek farkla. ben artık bunların gerçekleşebileceğine dair inancımı gittikçe kaybediyorum.
bilmiyorum canım sıkılıyor işte fazlaca.
sanırım hergün daha çok sevdiğim sevgilimin de konuyla alakası var. istediğim daha çok vakit geçirmek. sadece bu.
hayır anne-babama da kabahat bulmuyorum. belki bende aynı şeyleri yapardım. kızım için endişelenirdim falan. ama işte ters olan birşeyler var, olmaması gereken birşeyler.
aslında sorunun esas kaynağı belki de aileme olan ekonomik bağımlılığım. ve evet ben eğer bugün küçük, tek kişilik bir evin tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar para kazanıyor olsaydım evden ayrılmak için bir dakika bile düşünmezdim. ama okul harcımı hala babamın verdiği bir dünyada çok fazla talepte bulunmaya da hakkım yok sanırım. yine de ters olan birşeyler var.
çok sıkıldım artık.
bir an kendimi kontrol edemeyip söyleyebileceğim şeylerden korkuyorum.
1,5 yıl gözümde nasıl büyüyor anlatamam. uzatma ihtimalimi düşünmek bile istemiyorum.
istediğim bu değildi. hem de hiç.
22 yaşıma birkaç ay kalmışken ergenlikten uzaklaştığımı düşünüyorum. peki nedir bu bendeki anne-babayla çekişme durumu. bazen katlanamama derecesine gelen bıkkınlık? belkide yaşın ilerlemesiyle ilgilidir. kişiliğin artık oturmaya başlamasıdır. bilmiyorum. psikolojiyle alakam yok pek. ama yazın bahar'la bu yüzden tartışmamış mıydım ben? onun hala 10 yaşındaymışız gibi davranmasına değil miydi tavrım? o zaman bu durumu pekala annemle de yaşıyor olabilirim. hatta sen bile yaşıyor olabilirsin. ama senin avantajın anneni özleyecek kadar zamanın var. bense özlemiyorum. ama onları özlemeye ihtiyacım var.
şubat gelmeli ve bir kaçış planı bulmalıyım.
*fotoğraf: raychel sonveeco
14.1.10
11.1.10
Günışığı
Kaç zamandır yazıyorum, ilk ödülümü almak bugüne kısmetmiş. Beni bu ödüle layık gören ern'e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. ödülün özel bir anlamı olup olmadığını bilmiyorum ama iyi birşey olsa gerek. Bende adettendir diyip 12 blog yazarına bu ödülü gönderiyorum. İsteyen alır istemeyen almaz. Sıralamanın benim açımdan bir önemi yoktur, bence sizde takılmayın.
bir türlü buluşamadığımız genç z.ç'nin çok da yürek burkmayan öyküsü'yle cüneyt
tüm bunalımları ve güler yüzüyle kendi hayatını ifşa eden ogansamimiyeti ve hayal odası'yla dodo
içtenliğiyle asmalımescit yazarı cem
karizmatik ses tonu ve ilginç kişiliğiyle doma biber tezgahı'ndan demirbey
dostluğuyla ve her daim zorda olsa devam eden kişiliğiyle döt dünya'dan duygu
falana filana düşmüş ama her zaman günümü aydınlatıp yüzümü güldüren gizemli kız özge
zekasına yandığım gökyüzünü bulutlu seven adam serhat
bu sıralar pek severek ve eğlenerek okuduğum larien
doğallığıyla pek sevgili damlo
gizliden gizliye güncesini takip ettiğim karakız görkem
son favorilerimden shine on you bloguyla ms. parılda
ve tabiki şekerli çayımla yazılarına takılıp kaldığım ern
ödül malesef sayılıymış. bende öyle bir liste yaptım kafamdan. ödül mödül bahane blog okumak şahane dostlar.
ödülün adını duyunca aklıma ilk gelen little miss sunshine oldu. e o zaman bu sahnede tüm küçükmübaşir okuyucularına gelsin.
bir türlü buluşamadığımız genç z.ç'nin çok da yürek burkmayan öyküsü'yle cüneyt
tüm bunalımları ve güler yüzüyle kendi hayatını ifşa eden ogansamimiyeti ve hayal odası'yla dodo
içtenliğiyle asmalımescit yazarı cem
karizmatik ses tonu ve ilginç kişiliğiyle doma biber tezgahı'ndan demirbey
dostluğuyla ve her daim zorda olsa devam eden kişiliğiyle döt dünya'dan duygu
falana filana düşmüş ama her zaman günümü aydınlatıp yüzümü güldüren gizemli kız özge
zekasına yandığım gökyüzünü bulutlu seven adam serhat
bu sıralar pek severek ve eğlenerek okuduğum larien
doğallığıyla pek sevgili damlo
gizliden gizliye güncesini takip ettiğim karakız görkem
son favorilerimden shine on you bloguyla ms. parılda
ve tabiki şekerli çayımla yazılarına takılıp kaldığım ern
ödül malesef sayılıymış. bende öyle bir liste yaptım kafamdan. ödül mödül bahane blog okumak şahane dostlar.
ödülün adını duyunca aklıma ilk gelen little miss sunshine oldu. e o zaman bu sahnede tüm küçükmübaşir okuyucularına gelsin.
5.1.10
herşeyvehiçbirşey
1ay ve 1gün.
hala adaptasyon sorunları
o gün katlanamamak
uzakta olmak istemek
hep yakın olmak istemek
ders çalışmak
çalışmak
para kazanmak
ve yine uzakta olmak
yalnız* yaşamak
bunlar normal şeyler ama sende biraz eksik
ve çok korkmak
olmadığın gibi davranmak
iki kişi olmak
herkesi çok fazla düşünmek
ya da hiç düşünmemek
ve çok korkmak
konuşamamak
iç sıkıntısı
soğuk hava
ve yine çok korkmak
bilmemek-acizlik
yapmak isteyip yap(a)mamak
ve yine çok korkmak
...
26.12.09
kokoreç kokokokoo
"coco avant chanel"i izledim nihayet. filmi izlemek istememin sebebi chanel'in hayatından çok audrey tautou'ydu. ama audrey kadar coco'dan da etkilendim, inkar edemem. markalarla vs. ile pek ilgim alakam yoktur fakat tamamen de bihaber değilim. sonuç olarak coco chanel'e saygı duydum. audrey zaten baştacı. gerçi ben "devil wears prada"yı da çok sevmiştim.bak ya yine dikiş öğrenme damarım kabardı. birkaç senedir deli gibi dikiş dikmeyi öğrenmek istiyorum. patron falan çok ilginç.
herneyse.
20.12.09
palas pandıras
uzun süredir yazamıyorum birşeyler. ne klavye ne de kağıt kalem cazip gelmiyordu bu aralar. aylar süren sınavların da etkisi var sanırım bunda. okumaktan ve yazmaktan sıkıldım.
*
kendimi çok boş hissediyorum bu aralar. sanki çevremdekilere aktaracak hiçbirşeyim yok gibi. düşünemiyorum gibi. düşünüyorum da uyulayamıyorum gibi. üşengeçlik var serde. bu durgunluktan hoşnut değilim ama. yakında geçer umuduyla harcıyorum zamanımı. içime kapanasım var.
*
son 3-4 aydır birşeyler değişiyor hayatımda. isim koyamam şu an bu değişikliklere ama iyidir iyi. alışmaya çalışıyorum sadece. bazen durup uzaktan bakmak istiyorum kendime, yaptıklarıma, yaşadıklarıma. ama onuda yapamıyorum. sanki çokçok ağır birşey var üstümde ve ben onu kaldırıp hareket edemiyorum bir türlü.
*
sabretmek lazım.
*
tanımadığın birini sevebilmek çok garip. sevmek kendiliğinden mi olur yoksa sevmek çalışılarak olacak birşey midir?
*
fotoğraf makinamı da yeniden ele almalıyım özledim.
*
g. iyi haberler verdi tam da bu yazıyı yazarken. birden bir mutluluk dolddu içime. sanırım üzerimdeki yükün bir kısmı uçtu gitti.
*
hayat bize güzel (.
*
başlık: can yücel'den
fotoğraf: simon crubellier
13.12.09
"birini elde edinceye kadar uğraşan, sonra sıkılıp bırakan. aşka inanmayan, ama insanları kendine bağlamaktan büyük zevk alan aptal. ..." diye ne güzel ifade etmiş larien. işte o küçük aptaldan bir tane benim içimde de vardı. umarım bu sefer gitmiştir. ve herşey çok güzel olur.
dün geceki dostum yine bira ve kahve.
zaman zaman okuduklarımı paylaşmaktan kendimi alamıyorum.
http://anahtardeligi.blogspot.com/
http://anahtardeligi.blogspot.com/
12.12.09
aşık mıyız?
biz çok mutluyuz. hayat çok garip. ama istediğimiz gibi... çok hızlı. daha çok vakit geçirsek. hep istesek hep gerçekleşse. herkes sevdiceğine kavuşsa. çiçekler böcekler falan işte ama mevsim kış, havalar soğuk. yinede seğmenler parkı bu havada bile çok güzel. hele ki elinizi tutan, içinizi ısıtan sıcacık bir el varsa... ama yoksa onun da ayrı bir güzelliği var. o da olmalı bazen ama süreklilik iyi değil.3.12.09
Aklıma sokakları dolaşan devrimci çocuklar geliyor. Hangi sokağa sapacaklarını hala bilmiyorlar mı diye endişeleniyorum. Hangi gün öleceklerini bildikleri gibi... Ne zaman dışarı çıksam bu çocuklarla karşılaşıyorum. Dünyanın en güzel yüzleri onların. Dünyanın en güzel sol elleri onların, dünyanın en güzel gözleri... Devrilip dursalar da hala onlara bakınca hayata bağlanıyorum. Kocaman pis sürülerin üstüne yürüyen hala onların siyah kazakları. Hala en coşkulu hikayeyi uzatıyorlar nefretin kollarına. Kırılsın istiyorlaar bu kör duvarlar. İnsan devrilecekse senin gibi devrilmeli Atilla, onlar gibi.
umay umay
bütün güzel çocuklar şüpheli sayfa24
fotoğraf. i.Anton
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



.jpg)

