tabikide 2 kez üstüste yazılarımı kaydetmeden, yayınlamadan hata veren blogger'a kızdığımdan yazmamazlık yapmıyorum. hiç ilgisi yok! hah uyuz blogger yüzünden yazmıyorum tabikide ayrıca tumblr'ın gözünü seveyim.
garip garip işlerle uğraşıyorum bu ara. hepsi boş işler yalnız ha sakın ciddiye alma. dünyanın en boş en gamsız en rahat insanı olcam o derece genişlik yani(nerdeee)
mesela şu an sırf ders çalışmamak için yazan ben değilim. hatta geçen gün sevdiceği internet ve bilgisayarla kandırıp 1 saat beni beklemesini isteyen de ben değildim. yok canım sevdicek blogumu tabikide görmedi!
hah. gördü tabi hatta ben kendi ellerimle açtım. ben o bi saat derslerde sürünürken o da bi güzel okumuş herbişeyi.
herneyse fazla yazasım yok bu ara. havalar ısınsın, çayır çimen gezelim, huzurlu olalım, sınavlarımız güzel geçsin, o konser senin bu konser benim gezelim, hoplayalım zıplayalım dostlarla budur yani tek istediğim daha ne olsun.
yok lan okul bitsin yeter şimdilik.
dün akşam if orucumu bozdum. afedersin çük kadar mekan. şaka şaka. ben boşken gittim gördüm, sevdicek çay ısmarladı mekanında.
peki bu akşam aptal bi dersin dahada aptal quizi yüzünden kaçırdığım dengesiz herifler konserine mi yanayım, sevdicekle eğlenip coşamamaya mı yoksa annemin izmire gitmekten vazgeçip kızlarla haylini kurduğumuz geleneksel pijama-alkol gecesinin yalan olmasına mı yanayım. ha ne dersin dostum?
hadi söylemesi senden yanması benden. çok pis yanarım vallaha bak.
mail adresime gelen saçma sapan şeylerden birini seninle paylaşmak istedim blog. biliyorum zaten seni ihmal ediyorum bu aralar ama bak 23 yaşında evlenecekmişim. facebookta 2013te evleneceksin demişti. ben ki lise yıllarımı yoh yahu ne evlenmesi manyak mıyım diye geçirmiştim bak gördün mü şimdi nerdeyse ilk evlenen ben oluciğim. demek ki neymiş büyük konuşmamak lazımmış. gerçi şu blog camiasında ne saman altından su yürüten ne gizli gizli yüzükler takan arkadaşlar var. onlar bi yıldırım nikahı kıyıp gelirlerse bak gitti işte birincilik. peeh. aman ya acayip saçmalayasım var en iyisi susmak. her neyse şimdi o muhteşem formülü seninle paylaşmak istiyorum.
öncelikle evlenmek istediğimiz en geç yaşı buluyoruz ve buna n= diyoruz.
sonracığıma ilk kez bir sevdiceğimiz için ben bununla evlenirim dediğimiz yaşı hatırlıyoruz ve buna da p= diyoruz.
bundan sonra iş matematiğin kudretli kollarına kalıyor.
efenim n'den p'yi çıkarıyoruz ve sonucu 0.368 ile çarpıyoruz.
bulduğumuz sonuca da pyi ekliyoruz. ve bu bizim evlilik yaşımız oluyor. [(n-p)x0.368]+p=evleneceğin yaş benimki 23 çıktığına göre bil bakalım n=? p=? hadi kolay gelsin.
ya işte sevgili türk istatistikçi sen daha otur oturduğun yerde. bak avustralyalı meslektaşın ne kadar faydalı işlerle uğraşıyor.
mutlu pazarlar sevgili blog. tamam çemkirme hadi hemen. sınavların da bitti yine yazmıyosun zibidi diye düşündüğünü biliyorum ama bi sor bakalım niye yazmıyorum di mi?
yok lan sorma. cevabım yok çünkü keyfimden yazmıyorum. bi de tumblr ile seni aldatıyorum bazen. herneyse.
okul uzamadı şimdilik biliyo musun ipin ucundan döndüm resmen. sevindim ama çok. bu döneme daha bi hevesli başlarım.
yok ya nerde? ders programıma baktım da bu dönem ben yemişim ayvayı (ayva değilde o neyse).
cerrahi, dahiliye, doğum, ortopedi, radyoloji, suni tohumlama, anestezi... diye gidiyo bu liste. sıçmışım haberim yok di mi? olsun güzel günler bunlar.
bide ziabbs geçen gün yazdı bana. ama benim eşşek kafam hala yazmadı ona. fanzin içinde özgür çocuğu sana yönlendiriyorum en kısa zamanda. ben eskisi kadar ilgilenemiyorum çünkü. malesef.
ya ben lisedeyken etilen vardı fanzin, bi de deplase vardı. ikisinede bayılırdım lan. elinize geçerse okuyun mutlaka. hatta elinize geçerse banada yollayın hadi be hacı nolur.
insanın canı sıkılmaya görsün. canı sıkılan insanın yapabileceklerinden korkarım arkadaş.
örgüye ve yemeğe verdim kendimi. geçen hafta hayatımda ilk defa elmalı turta yaptım. çokta lezzetli oldu valla.
kuzenim özel tariflerinden yolluyo artık bana. bunu da dene fotoğrfafını loy mutlaka diye. çok seviniyorum.
haber bültenlerinden nefret ediyorum. ki ben nefret kelimesinden hiç hazzetmem.
29.1.10
eğer blog yazarıysan bu filmi eminim çok seversin.
şaka maka son iki sınavım kaldı. nasıl biticek nasıl olucak derken geçti gitti bir ay.
dünkü saçma sınavdan sonra da büyük ihtimalle uzatıyorum okulu. bu fikre alışmaya çalışmalıyım.
bugün sevgilimin doğumu geçtiğini -hemde gayet yüksek bir notla- öğrenmemiz ikimize de moral oldu. mutlu olduk. mezuniyete bir adım daha yaklaştı. 3 dersi garantiledi.
bizim hala umudumuz var.
herneyse pazartesiden itibaren sahalara geri dönüyorum.
bekle beni sevgili blog.
19.1.10
"hayatımızdan koskoca bir yıl gitmiş. birimiz babamımızı kaybedeli, hayatlarımız altüst olalı tam bir yıl. ne kadar kötü günlerdi. aksi gibi herşey üstüsteydi bir de. kim için ne için üzüleceğimi şaşırmış durumdaydım. dersler desen iyice boka sarmıştı, en yakın arkadaşım bir anda arkasını dönmüş, düşmanlaşmıştı. herkesten uzak olmaya ihtiyacım vardı. herkesten ve herşeyden. yazın anca anca toparlayabilmiştim kendimi. sonra bugün? koskoca bir yıl. hepimiz için kötü ve zor bir yıl."
kitabı alalı bir haftayı geçiyor sanırım. ama hem okuduğum başka bir kitap olduğundan hem de finallerden dolayı sıra gelmemişti. az önce kitabı elime aldım ve arka kapağı okudum. sonra kocaman bir sırıtış yerleşti yüzüme. yok artık dedim.
Bir ömür alemle yaşamak... Düşüncesi bile korkunç geliyordu. Her gün bu evde bi ızdırap gibiyken, bir ömür geçirmek, yavaş yavaş onlara benzemek. Ben akşam "televizyon karşısında koltukta uyuyacak insan değilim" diyordum kendi kendime. Kimse inanmazsa inanmasın ben şehir dışındaki bi üniversiteyi kazanacak, bu evden de bu mahalleden de bu şehirden de kurtulacaktım. Her gece yatarken hayaller kuruyordum. İlk yıl yurtta kalırdım, sonra bi eve çıkardım. Arkadaşlarım gelirdi eve. Çıkıp sabaha kadar sokaklarda gezerdik... Daha öncede söylediğim gibi o yıllarda aklım az çalıştığı için sadece bu iki şeyi hayal edebildim eve çıkınca; "arkadaşlarım gelir, gece sokakta gezeriz".
Ama bu kadarını hayal edebilmek bile güzeldi be. Bu düşünceler içerisinde benden beklenmeyecek üstün bir çalışma disipliniyle kendimi derslere verdim. Sürekli test çözüyor, bu büyük maratonda diğer öğrencilerle aramdaki farkı kapatmaya çalışıyordum. Onlar bir çaışıyorsa ben iki çalışmak zorundaydım. Buradan kurtulmak için çalışıyordum. Annem babam gibi kanepede televizyon karşısında uyumamak için, onlara benzememek için çalışıyordum. Artık nasıl gaza geldiysem öyle hazırlanmışım sınava ki bütün şehirdışı tercihlerimi geçip çok az sayıda yazdığım İstanbul içi tercihlerimden birini kazandım. Hem de eve çok yakın bir üniversiteyi...
Üniversiteyi kazandığım gün yıkılmıştım.
Umut Sarıkaya-Benim de söyleyeceklerim var! (iki)(arka kapak)
ya işte sevgili blog anladın sen demek istediğimi.
ben bu adamı çok seviyorum ayrıca bak yine aklıma geldi, gülümsedim.
üniversite eğitimimin 4.yılındayım. uzatmazsam 1,5 senem daha var mezun olmak için. peki ben nerdeyim? 4 yılın sonunda yine başladığım yerdeyim. yine ailemin yanında okumaktan mutsuzum. nankörlük etmiyorum, hayır. yıllarca kafamda hayalini kurduğum üniversite hayatının hayal kırıklığını yaşıyorum sadece. çokta yüksekten uçmamıştım halbuki. kurduklarım senin, onun, diğerinin yaşadıklarından çokta farklı değildi. tek başına yaşamayı öğrenerek, düşe kalka ayakta dumaktı tek istediğim. her attığım adımı bildirmek zorunda olmadığım, eve geç geldiğimde nerdeydin, kimler vardı, naptınız sorularını duymadığım... saat 22'ye yaklaştığında içim içimi yememeliydi mesela. istediğim zaman hiçbirşey demeden evden çıkıp istediğim zaman dönmeliydim, evi istediğim gibi dağıtabilmeli, lavobada biriktirdiğim bulaşıklar benden başka kimse için sorun yaratmamalı, istiyorsam evde don-sütyen gezebilmeliydim. böyle basit şeylerdi aslında. peki ne oldu? herşey ertelendi. bu sefer hayaller iş hayatına ertelendi. ama tek farkla. ben artık bunların gerçekleşebileceğine dair inancımı gittikçe kaybediyorum.
bilmiyorum canım sıkılıyor işte fazlaca.
sanırım hergün daha çok sevdiğim sevgilimin de konuyla alakası var. istediğim daha çok vakit geçirmek. sadece bu.
hayır anne-babama da kabahat bulmuyorum. belki bende aynı şeyleri yapardım. kızım için endişelenirdim falan. ama işte ters olan birşeyler var, olmaması gereken birşeyler.
aslında sorunun esas kaynağı belki de aileme olan ekonomik bağımlılığım. ve evet ben eğer bugün küçük, tek kişilik bir evin tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar para kazanıyor olsaydım evden ayrılmak için bir dakika bile düşünmezdim. ama okul harcımı hala babamın verdiği bir dünyada çok fazla talepte bulunmaya da hakkım yok sanırım. yine de ters olan birşeyler var.
çok sıkıldım artık.
bir an kendimi kontrol edemeyip söyleyebileceğim şeylerden korkuyorum.
1,5 yıl gözümde nasıl büyüyor anlatamam. uzatma ihtimalimi düşünmek bile istemiyorum.
istediğim bu değildi. hem de hiç.
22 yaşıma birkaç ay kalmışken ergenlikten uzaklaştığımı düşünüyorum. peki nedir bu bendeki anne-babayla çekişme durumu. bazen katlanamama derecesine gelen bıkkınlık? belkide yaşın ilerlemesiyle ilgilidir. kişiliğin artık oturmaya başlamasıdır. bilmiyorum. psikolojiyle alakam yok pek. ama yazın bahar'la bu yüzden tartışmamış mıydım ben? onun hala 10 yaşındaymışız gibi davranmasına değil miydi tavrım? o zaman bu durumu pekala annemle de yaşıyor olabilirim. hatta sen bile yaşıyor olabilirsin. ama senin avantajın anneni özleyecek kadar zamanın var. bense özlemiyorum. ama onları özlemeye ihtiyacım var.
şubat gelmeli ve bir kaçış planı bulmalıyım.
Kaç zamandır yazıyorum, ilk ödülümü almak bugüne kısmetmiş. Beni bu ödüle layık gören ern'e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. ödülün özel bir anlamı olup olmadığını bilmiyorum ama iyi birşey olsa gerek. Bende adettendir diyip 12 blog yazarına bu ödülü gönderiyorum. İsteyen alır istemeyen almaz. Sıralamanın benim açımdan bir önemi yoktur, bence sizde takılmayın.
ödül malesef sayılıymış. bende öyle bir liste yaptım kafamdan. ödül mödül bahane blog okumak şahane dostlar. ödülün adını duyunca aklıma ilk gelen little miss sunshine oldu. e o zaman bu sahnede tüm küçükmübaşir okuyucularına gelsin.